Mardin ülkemizde mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Tarihi, kültürü, evleri, sokakları, dili, dini her şeyiUnesco Dünya Mirasları Listesinde yer alan şehir. Tarihi Milattan önceye gidiyor, medeniyetin beşiği  Mezopotamya’nın verimli topraklarında kurulmuş uygarlıklar ile. İlk hristiyanlığı benimseyen Süryaniler bu topraklarda hala yaşıyor. Anadolu’da  en çok manastır ve  kiliseye sahip şehirler arasında. Bu topraklarda islamiyet 7. yy’da yeşermeye başlamış. Artuklular, Akkoyunlular, Osmanlı şehre mimari ve kültür olarak çpk şey katmış. Artuklurın başkenti olmuş Mardin. Tarih boyunca çok dil konuşulmuş şehirde. Bugün de sokakta dolaşırken en az dört dil duyuluyor. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Süryanice. Etnik kökenleri farklı insanlar, Türkler, Süryaniler,Kürtler, Süryaniler,Ezidiler, Keldaniler,  Ermeniler, Mahaldiler.  Şehrin güzelliği, dilleri, dinler, kültürleri farklı insanların yaşadığı şehirde ayrıca bir hoşgörü ve kardeşliğin içselleştirildiği hissetmek. 

Bu durumun en güzel örnegini yazının sonuna ekleyeceğim bir video ile yaşayabiliriz. Aynı tarihte Mardin’de bulunduğumuz İzmirlli fotografçı Özden Acar’ın çektiği video anlatıyor. Bir ölüm arkasında verilen Selada geçen dört dil.

Tabi sadece eski Mardin’den söz ediyoruz. Yeni Mardin farklı alana kurulmuş, yüksek binalar, geniş yollar ile her yerde görebileceğiniz ruhsuz bir şehir. Yeni Mardin’in tek faydası yapılaşma bu bölümde olduğu içi Eski Mardin korunmuş oluyor. 

Önce Mardin’in yerleşimine bakalım dağın eteğinde, evler üst üste sıralanmış ve tümü Mezopotamya Ovası’na bakan evler. Evler çevrede bulunan kalker  taşlarından yapılmış ve  cepheleri dantel gibi işlenmiş, özel bir taşişciliği ile. Bazı konakların yapımı 12. yy’laraaOrtacağa kadar gitmektedir.

Eski Mardin’in trafiğin tek yönlü aktığı tek bir caddesi var. Bu caddenin alt ve üst sokaklarına araç girmesi mümkün değil. Eski Mardin’e Diyarbakır kapı tarafından bu caddeye giriliyor, önce Cumhuriyet Meydanı’na ulaşılıyor, bu Meydanda Atatürk Heykeli ve Mardin Kent Müzesi yer alıyor. Tam bu meydan otopark var sonrasında araçlar tek yönlü devam edebiliyor. Bu caddenin üzerinde veya alt ve üst yollarda çok sayıda tarihi konaklar, camiler, kiliseler gibi görülecek yerler var. Önce ana caddeden başlayarak elinizde harita ile ara sokaklara da dalarak doyasıya dolaşabileceğiniz şehir. Bu yazıda Mardin şehir içi ve çevrede görülecek birçok yeri bulabileceksiniz.

Biz Mardin’e Artuklu Üniversitesi tarafından düzenlenen Turizm Kongresi bahanesi ile gittik. Özellikle yeni Mardin’deki lüks kongre oteli yerine eski Mardin’de tarihi bir konak olan Tuğhan Otelde kaldık. Mardin’e’ gidenlere mutlaka eski şehirde kalmalarını ve sokakları doya doya dolaşmalarını öneriyorum. Biz dört gece kaldık. Tam iki buçuk günümüzü Mardin sokaklarında yürüyerek geçirdim, iki günümüzü de çevrede mutlaka görülmesi gereken yerlerde geçirdik. Tek tek hepsini birlikte gezecegiz.

Ana Cadde diye başlamıştık oradan devam edelim. Gitmeden önce bloglardan okumuştum nasıl gezecegimizi. Otelimiz ana caddede ve hemen karşısında Turizm Ofisi yer alıyordu. İlk işim bu ofise uğramak oldu bir çanta içinde hem gezi rehberi kitapçığı, harita ve bazı özel yerlere ilişkin kitapçılar verdiler. Hemen haritayı açtım. Güzel detaylı bir harita hazırlanmış ancak gelmeden önce okuduğum ve öğrendiğim ana caddenin adı Cumhuriyet Caddesi olarak değil 1. Cadde olarak yazıyordu. Bu çok şaşırtıcı geldi, zaten bir ana cadde var ve adı 1. Cadde olarak verilmiş. Bu isme hangi tarihte ve ne gerekçe ile geçildi hangi yıl ve hangi kararla Cumhuriyet Caddesi ismi uygun görülmedi ve değiştirildi. Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılmış kitaplar ve harita 2017 yılı Temmuz ayında bastırılmış acaba bir önceki tanıtım kitaplarında hangi cadde ismi yazıyordu. bu durumu açıkça yazmak ve kim bir açıklama yapacak diye beklemek isterim.

Gelelim Mardin gezimize. Mardin’e İzmir’den sabah direk uçtuk.  Ulaşım kolay yani birçok şehirden. Havaalanı eski şehire ….. km. Bizim ulaşımımız Üniversite tarafından sağlandı, ancak taksi ile ulaşılabilir aslında iki, üç, dört kişi gidilirse havaalanında 100 TL den başlayan fiyatlarla araba kiralanabilir. Üstelik Mardin de araba kiralamak ile en az iki gün çevre gezilerinizi de kolaylıkla yapabilirsiniz.

İlk gün öğlen şehre ulaşınca arkadaşlarım kongreye gittiler ben hemen sokaklara çıktım. İlk işimin haritayı almak olduğunu söylemiştim. Otelimiz caddenin nerede ise ortasındaydı. Kararımı otelin sağından başlamak şeklinde kullandım. Sokakta  aynı renk, olağanüstü taş işçiliğinin olduğu kocaman konakların ve dükkanların arasında yürümeye başladım. İlk durak caddeye inen merdivenlerin ucundaki tarihi bina beni merdivenlere yöneltti. Binanın kapısında  Lisesi yazıyordu.

Liseden sonra ikinci durak Zinciriye Medresesi

Ulu Cami Minaresi Mardin’in nerede ise her noktasından görünen şehrin simgesi.  Cami Artuklu’lar dönemi 12.yy’da çifte minareli olarak yapılmış. Ancak bugun gördüğümüz yivli, süslü minare 19.yy’da yapılmış.

Yine ana cadde üzerinde PTT binası

Güneş Batışı izlemek için en güzel yer

Kasimiye Medresesi, Mardin’in en büyük eğitim yerlerinden biri. Yapımına Artuklular döneminde başlanmış, ama Akkoyunlular döneminde 15. yy’da tamamlanmış. 

İkinci gün Kent Müzesi ile başladık. Mardin kent müzesi Cumhuriyet Meydanı’nda hemen Atatürk Heykeli’nin arkasında yer alıyor. Tarihi binası

Sabancı Müzesi tam ters yönde olmakla birlikte iki Müzeyi arka arkaya yazmak istedim

Buraya kadar yazdığım yerler Mardin merkezde sınırlı zamanınız var ise görmeden geçmeyin diyebileceğim yerler. Aşağıdaki yerler ise benim ikinci, ve üçüncü gün gezerek tamaladığım yerler.

Şimdi ana caddenin en başından araçların tek yön gidiş yönünde gördüğüm yerleri tek tek gezelim

Manastır

Cami

Cami

Protestan Kilisesi

Kırklar Kilisesi

Cami

 

Deyrulzaferan Kilisesi, Mardin merkezde değil ancak şehre sadece 4 km uzaklıkta. Taksi ile kolay ulaşılabilir.

Manastır, Mardin’in 4 kilometre doğusunda, şirin bir dağ yamacında, Mardin Ovasına hakim bir noktadadır. Üç kattan oluşan Manastır 5. yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18. yüzyılda kavuşmuştur. Farklı zamanlarda yapılan eklentilere rağmen Manastır’ın adeta tek bir zamanda inşa edildiği havasını vermesi, bu eklenti binaları yapan mimarların ne kadar maharetli olduklarını gösteriyor.

Manastır, Milattan önce Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılarca kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edildi. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymunbazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdi.

Bu nedenle Manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyordu. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra Manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak bilindi. 15. yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastır, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı ile anılmaya başlandı.

Kubbeleri, kemerli sütunları, ahşap el işlemeleri, iç ve dış mekanlardaki taş nakışları ile insanın ilgisini çeken Deyrulzafaran Manastırı, uzun tarihi boyunca Süryani Kilisesi’nin dini eğitim merkezlerinden biriydi. Bölgeye ilk matbaayı getiren kişi de yine bu Manastır’da patriklik yapan ve 1895’te vefat eden 4. Petrus’tur. 1874 yılında İngiltere’ye yaptığı bir ziyaret sırasında satın aldığı matbaayı 1876 yılında Manastır’a getirtti. Matbaada 1969 yılına kadar başta Süryanice olmak üzere Arapça, Osmanlıca ve Türkçe kitaplar ile 1953’e kadar Öz Hikmet adında aylık bir dergi basılıyordu. Matbaadan geriye kalan parçaların bir kısmı Manastır’da diğer bir kısmı da Mardin’deki Kırklar Kilisesi’nde sergilen-mektedir.

Manastır bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biridir. Mardin Metropoliti’nin ikametgahı olan Deyrulzafaran Manastırı, dünyanın dört bir yanına dağılmış Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret edilir. Yine binlerce yerli ve yabancı turist, kısa veya uzun bir yol kat ederek Manastır’ı ziyaret etmektedirler.

Deyrulzafaran monastery is seldom mentioned in mainstream tourism for Turkey but it is a must see while in the Mardin region. Built in 493AD for Syriac Orthodox (Assyrian) Christians, it is also called Mor Hananyo or Saffron monastery and was the patriarch seat for the church until 1932.

Deyrulzafaran is one of the oldest monasteries in the world. It was founded in 439 on the site of a former sun-worshippers’ temple, as was the Mor Behnam and Mort Sara Church. Unfortunately only the main courtyard and several rooms fronting on it, including a small chapel, are open to the public.